Pazartesi, Ağustos 14, 2006

Beni anlamaktan mı uzaktın
yoksa benden mi ?

Aramızdaki sınırı
ilk kim koydu
bir düz yazı
değil hayatım
noktalar ve virgüllerden
kurgulanan

Elerimi bırakmadan
hayata tutunmak için
ellerin olmalı
bir de düşlerden
daha canlı bir sebep

Gitmen gerektiğini düşünsende
kalmalısın benim için
bir küçük çocuğum
gözyaşlarım içimden süzülüyor
ağlamıyorum
acılarımı döküyorum


bi tane daha ekliim


Sorgulanmadan nefes alabilmek
midir
aşk özgürlüğü

Özgürlüğn anlamı
nedir
aşkın yanında

hiç aşık oldun
mu
yalnız kalmadan

Sonsuz mudur
iki kelimenin
altında
yatan hikayeler

İlk ışığı
kim
gördü dünya üzerinde
ve o
hiç
aşık oldu mu

bir kayanın üzerine
çıkıp
gün batımını
seyreden
ve göz yaşı döken
özgür bir adam

yatağında
yastığına sarılıp
ağlayan
genç kadın

tepelerinde
kardan ve bulutan
hareleriyle
dağlar kadar
umarsız olmak demek
aşık olmak

ben değilim.

17 Comments:

Blogger OzgeBozkurt said...

hani fotoğraf?? ;) Öyle yazmışsın ya hani.Yoksa ben uykulu uykulu okuyamadım mı?du bi daha bakim.

Blogger Bulsara said...

çekicem daha çekmedim foto :)

Blogger ZEHRA said...

günaydın:) şiirler çok ama çok güzeldi:) insan kendini buluyor bazen şiirlerinde..yüreğine sağlık..

Blogger Bulsara said...

sağolasın :) sanada günaydın bide ben bulabilsem birşeyleri :D

Blogger burcyni said...

"umarsız olmak demek
aşık olmak" demişsin

emin misin:))

Blogger Bulsara said...

Aşık olduğun zaman kimi umursarsın yada neyi?

Ben aşık olduğum zaman umarsız olurum dünyanın dönüşü bile benim için önemini yitirir.

evet eminim.

Blogger Bulsara said...

ve hatta

"tepelerinde
kardan ve bulutan
hareleriyle
dağlar kadar
umarsız olmak demek
aşık olmak"

o yüzden fare dağa küsmüş dağın haberi olmamış.

Blogger kayhan said...

Romeomm benim,aslanım kaplanım seni kesseler acımaz. nasılsın:) şiirle ne alakalı yazdım dimi. ben dehset giriş yaparım böleee sorma gitsin. bu benim paragraf satır bası girişimdi:)

al benden de sana bi şiir:)


karizmatiksin,naziksin
cağla şikel tostunu yesin
alemde teksin değişilmezsin
bulsara sen bizim her seyimizsin :)

Blogger Bulsara said...

ehü ehü
saolasın be bilader gözlerim yaşardı walla allah sanada zeval vermesin :)

Blogger burcyni said...

bi de su kısmı açıklarsan olacak sanırım..:)

"o yüzden fare dağa küsmüş dağın haberi olmamış"

kim kime küsmüş bakiyim..

Blogger Bulsara said...

meraklı taze :) onuda sen bul :)

Blogger ZEHRA said...

yau kayhan sen delisin breee:))

Blogger kayhan said...

bulsara ben geldim. :)
su gözlüklerine bitiyorum, onun arkasından nasıl görünüyorum. esmer görüyonmu beni. zaten ben esmer doğmusum sonra güneşe cıktıkca acılmıs rengim :) hem defoluyum ben tüyüm bozuk ihraç fazlası :)
yaa pardon be bulsara sen şiir yazıyon duygusallıktan geçilmiyor burası benim yaptığıma bak ciddende bak çok üzüldüm:)

geldiğim gibi aynı kapıdan cıkıyorum, yo yo kalkma la hiç gerenk yok ben giderim.:)

Blogger Bulsara said...

yok kakardeşim sen devam et bakma sen benim şiir yazdığıma ben de matrak adamımdır aslında ama buranın konseptini böyle çizdim ve dışına çıkmak isemiyorum kendi yazılarımda :)

verilecek yorumlar sonuna kadar özgürdür :)

Blogger kayhan said...

konsept o ne?

uzay mekiklerinde bulunan bir gereçmi? :)

valla benim blogum hava durumu gibi halide ruhem neyse o bazen bilin fırtınalar kopuyor yağpmurlar yapıyor bazende günlük gülüstanlık

Blogger Bulsara said...

ben bi çizgi tutturdum orda devam ediyorum zaten anlatmak istediklerim pek değişmez ihtiyar adamın biriym ben bu satten sonra kafam basmaz yeni yeni şeylere benden bu kadar :)

Blogger gaykedi said...

Aşk ve Felsefe.....(I)

Binlerce yıl boyunca hayatın, evrenin, insanın sırlarını arayan filozoflar küçümsemeyle "aşk" konusuyla hemen hemen hiç ilgilenmediler, insanın en temel duygularından birinin varlığını "önemsiz insanlara ait" bir mesele gibi gördüler.

Sadece mantıktan oluşmuş "duygusuz" bir dünyanın sırlarını çözmenin peşine düştüler.Evrenin bazı sırlarını sezseler de "insan" onlar için bir sır olarak kaldı.Aşk konusunu felsefenin sınırları içine çeken ilk filozof Arthur Schopenhauer oldu.Huysuz ve karamsar bir adam aşkın sırlarını aradı.Felsefeyle ilgilenmeye başladığında kendisinden önceki filozofların aşka hiç önem vermemiş olduklarını şaşırarak fark etti..

Aşk ortaya çıktığında "mantığı" yok ediyor, mantıklı düşünme düzenini parçalıyor, aklın kavrayamayacağı tuhaf bir kaos yaratıyordu.Felsefenin "mantık tutkusu", bu mantıksızlığın kapısından geçemiyor ve bu anlaşılması zor karmaşayı yok saymayı yeğliyordu."Aşk en ciddi işleri sekteye ugratiyor, hatta en büyük zihinleri bile kariştiriyor. Devlet adamlarinin müzakerelerine, bilim adamlarinin araştirmalarina burnunu sokuyor,en sofu din adamlarını baştan cıkartıyor,bir yolunu bulup bakanliga ait evraklarin arasina, filozoflarin müsveddelerine, küçük aşk mektuplari, saç lüleleri olarak ilişiyordu."Ve Schopenhauer, "mantigin" aşk karşisindaki yenilgisine "mantikli" bir neden buldu......

devamı.......Aşk ve Felsefe.....(II) ve (III) icin, http://gaykedi.blogspot.com/ bu ilk bölümüydü (I)

Yorum Gönder

<< Home